Deneyimsel Öğrenme Nedir?

Güncelleme tarihi: 16 Eyl
Deneyim, öğrenmenin başlangıç noktasıdır. Ancak yaşanan her deneyim kendiliğinden öğrenmeye dönüşmez. Öğrenme; deneyimi anlamlandırdığımız, ondan yeni içgörüler ürettiğimiz ve bu içgörüleri yaşamın içinde yeniden sınadığımız döngüsel bir süreçtir.
Her gün çok sayıda deneyim yaşarız. Bir toplantıda beklemediğimiz bir tepkiyle karşılaşır, yeni bir sorumluluk üstlenir, bir problemi çözmeye çalışır ya da aldığımız bir kararın sonuçlarını görürüz. Bütün bunlar bize öğrenme fırsatları sunar. Ancak yalnızca bir şey yaşamış olmak, ondan öğrendiğimiz anlamına gelmez.
Bir deneyimin öğrenmeye dönüşebilmesi için ona yeniden bakmamız, ne olduğunu ve neden olduğunu anlamlandırmamız, buradan hareketle yeni fikirler geliştirmemiz ve bu fikirleri yeni durumlarda sınamamız gerekir. Deneyimsel öğrenme tam olarak bu dönüşüm sürecini açıklar.
Deneyimsel öğrenme kuramı
Deneyimsel öğrenme, insanların ve organizasyonların nasıl öğrendiğini açıklayan, dünyaca kabul edilmiş bilimsel bir kuramdır.
Deneyimsel öğrenme kuramı; öğrenmede deneyimi temele alan John Dewey’nin, öğrenme sürecinde bireylerin etkin olmasının önemini vurgulayan Kurt Lewin’in ve zekâyı yalnızca doğuştan gelen bir özellik olarak görmeyip kişi ile çevre arasındaki etkileşimin bir sonucu olarak ele alan Jean Piaget’nin çalışmalarına dayanır.
Bu bilim insanları, öğrenmeyi yalnızca bilginin bir kişiden diğerine aktarılması olarak değil; bireyin yaşadığı deneyimler, içinde bulunduğu çevre ve bu deneyimlere yüklediği anlamlar üzerinden gelişen bütüncül bir süreç olarak ele almıştır. John Dewey de deneyimin eğitici olabilmesi için yalnızca yaşanmasının yeterli olmadığını; sonraki deneyimlerin gelişmesine ve yeni öğrenmelere imkân vermesi gerektiğini savunur (Dewey, 1938).
Deneyimsel Öğrenme Kuramı’nı en yaygın biçimiyle çerçeveye oturtan ise David A. Kolb’dur. Kolb, öğrenmeyi “deneyimin dönüştürülmesi yoluyla bilginin yaratıldığı süreç” olarak tanımlar. Kuramını eğitim, çalışma yaşamı ve yetişkin gelişimiyle ilişkilendirir (Kolb, 1984).
Bu tanımdaki iki kavram özellikle önemlidir: deneyim ve dönüşüm. Deneyim, öğrenmenin hammaddesini sağlar. Ancak öğrenme, bu deneyimin üzerinde düşünüldüğünde, kavramsallaştırıldığında ve yeni bir eyleme dönüştürüldüğünde gerçekleşir.
Bu nedenle deneyimsel öğrenme, çoğu zaman düşünüldüğü gibi yalnızca “yaparak öğrenmek” değildir. Yapmak sürecin önemli bir parçasıdır; fakat tek başına yeterli değildir.
Deneyim nasıl öğrenmeye dönüşür?
Öğrenme döngüsel bir süreçtir. Bu sürece deneyimsel öğrenme döngüsü diyoruz.
David Kolb’un ortaya koyduğu deneyimsel öğrenme döngüsü birbiriyle ilişkili dört aşamadan oluşur:
Somut Deneyim
Yansıtıcı Gözlem
Soyut Kavramsallaştırma
Aktif Uygulama
Alice Y. Kolb ve David A. Kolb, bu döngüyü deneyimleme, yansıtma, düşünme ve eyleme geçme arasında ilerleyen dinamik bir öğrenme süreci olarak ele alır. Öğrenmenin etkili olabilmesi, kişinin döngünün bütün aşamalarında hareket edebilme kapasitesiyle ilişkilidir (Kolb ve Kolb, 2017).

Somut Deneyim
Döngünün birinci adımı olan Somut Deneyim, Lewin’in de ifade ettiği “şimdi ve burada” deneyimidir. Bu aşama, beş duyumuzla içinde bulunduğumuz ve yaşadıklarımız karşısında içsel tepkiler verdiğimiz anı ifade eder.
Yeni bisiklet sürmeyi öğrenmeye çalışan bir çocuğun ilk denemesinde düşmesini düşünelim. Bu deneme sırasında hissettiği heyecan, korku, merak ve endişenin tamamı yaşadığı somut deneyimin parçalarıdır.
Çalışma yaşamında da benzer deneyimler yaşarız. Bir ekip toplantısında önerimizin beklediğimiz karşılığı bulmaması, verdiğimiz geri bildirimin karşımızdaki kişide savunma yaratması veya iyi planladığımızı düşündüğümüz bir sürecin aksaması birer somut deneyimdir.
Yansıtıcı Gözlem
Somut deneyimi, döngünün ikinci adımı olan Yansıtıcı Gözlem takip eder. Bu aşama, yaşanan deneyimin incelendiği ve çevreye ilişkin gözlemlerle birleştirildiği aşamadır.
Bisikletten düşen çocuğun neden düştüğünü sorgulaması ve bisiklet süren diğer çocukları gözlemleyerek durumu anlamaya çalışması buna iyi bir örnektir.
Benzer biçimde, beklediği sonucu alamadığı bir ekip toplantısının ardından kişinin yalnızca “Toplantı iyi geçmedi” demesi öğrenme için yeterli değildir. Ne söylediğini, diğerlerinin nasıl tepki verdiğini, hangi anda iletişimin yön değiştirdiğini ve kendisinin hangi varsayımla hareket ettiğini incelemesi gerekir.
Yansıtıcı gözlem, yaşanan deneyime biraz mesafe alarak bakabilmeyi sağlar. Bu aşamada amaç hemen bir çözüm üretmek değil; deneyimde gerçekte neler olduğunu mümkün olduğunca farklı açılardan görebilmektir.
Soyut Kavramsallaştırma
Kişi, yaptığı analizler ve yansıtmalar sonucunda yeni soyut bilgilere ve açıklamalara ulaşır. Bu, döngünün üçüncü adımı olan Soyut Kavramsallaştırma aşamasıdır.
Örneğin çocuk, “Hareket hâlindeyken dengeyi korumak, çok yavaş ilerlerken dengeyi korumaktan daha kolay olabilir” düşüncesine ulaşabilir. Bu bilgiyi kendisi üretebileceği gibi bir başkasından da öğrenebilir. Burada önemli olan, yeni bilginin yaşadığı somut deneyimle ilişkilendirilmesidir. Bu ilişkinin kurulabilmesi için yansıtıcı gözlem aşaması elzemdir.
Çalışma yaşamındaki örneğimizde kişi, toplantıdaki deneyiminden hareketle “Bir önerinin kabul görmesi için yalnızca çözümü anlatmam değil, ekibin ihtiyaçlarını ve çekincelerini de konuşmaya açmam gerekiyor” sonucuna ulaşabilir. Böylece yaşadığı durumdan, gelecekte kullanabileceği daha genel bir içgörü üretir.
Aktif Uygulama
Yeni bilgi ve kavramlara ulaşan kişi, döngünün dördüncü aşaması olan Aktif Uygulama adımına gelir. Edindiği yeni bilgiyi başka bir durumda dener.
Bisiklet sürmeyi öğrenen çocuk, dengeyle ilgili ulaştığı yeni düşünceyi bir sonraki denemesinde sınar. Toplantı deneyimini değerlendiren çalışan ise bir sonraki toplantıda doğrudan çözümünü savunmak yerine ekibin görüşlerini ve çekincelerini açığa çıkaran sorular sorabilir.
Bu uygulama kişiye doğal olarak yeni bir deneyim sağlar ve döngü devam eder. Yeni uygulama beklenen sonucu verse de vermese de kişiye üzerinde düşünebileceği yeni bir deneyim sunar.
Dolayısıyla deneyimsel öğrenme döngüsü, tamamlanıp geride bırakılan doğrusal bir süreç değildir. Deneyim, yansıtma, düşünme ve eyleme geçme arasındaki hareket sürekli devam eder.
Deneyimsel öğrenme yalnızca “yaparak öğrenmek” değildir
Deneyimsel öğrenme sıklıkla oyunlar, simülasyonlar ve hareketli eğitim uygulamalarıyla özdeşleştirilir. Bu yöntemler güçlü öğrenme deneyimleri oluşturabilir; ancak bir etkinliğin eğlenceli, katılımcı veya uygulamalı olması onu kendiliğinden deneyimsel öğrenme hâline getirmez.
Bir simülasyona katılmak somut bir deneyim yaratabilir. Fakat katılımcılar deneyim sırasında neler olduğunu incelemiyor, kendi davranışlarını ve kararlarını anlamlandırmıyor, deneyimi kavramlarla ilişkilendirmiyor ve öğrendiklerini gerçek yaşamda nasıl sınayacaklarını düşünmüyorsa öğrenme döngüsü tamamlanmaz.
Bu nedenle deneyimsel öğrenmede yalnızca deneyimin kendisi değil, deneyimin ardından yürütülen çözümleme süreci de önemlidir. Nitelikli sorular, farklı bakış açılarının paylaşılması, yaşananlarla kavramsal bilginin ilişkilendirilmesi ve yeni davranışların planlanması deneyimi öğrenmeye taşır.
Deneyimsel öğrenme, öğreneni bilginin pasif alıcısı olarak görmez. Öğrenen; deneyimi gözlemleyen, yorumlayan, bilgi üreten ve ürettiği bilgiyi yeniden sınayan aktif bir öznedir.
Deneyimsel öğrenme kuramının temel önermeleri
David Kolb ve Alice Kolb, deneyimsel öğrenme teorisini William James, Kurt Lewin, Carl Rogers, Carl Jung, John Dewey, Jean Piaget, Lev Vygotsky, Paulo Freire ve Mary Parker Follett gibi bilim insanlarının çalışmalarından beslenen bütüncül bir yaklaşımla ele alır.
Kuram altı temel önermeye dayanır:
1. Öğrenme, sonuçtan çok bir süreç olarak ele alınmalıdır
Öğrenme en iyi şekilde yalnızca ortaya çıkan sonuçlar üzerinden değil, devam eden bir süreç olarak tasarlanır. Bilgi aşamalar hâlinde gelişse de öğrenme tek bir kazanımla sona ermez ve her zaman doğrudan performansla
kanıtlanamayabilir.
Öğrenme, bilginin değiştirildiği ve yeniden oluşturulduğu birbiriyle bağlantılı deneyimler boyunca gerçekleşir. Bu nedenle öğrenmeyi geliştirmek için bireyleri, öğrenme çabalarının etkisine ilişkin geri bildirim alabilecekleri ve deneyimlerini yeniden ele alabilecekleri süreçlere yönlendirmek gerekir.
2. Tüm öğrenme, yeniden öğrenmedir
Öğrenme; bireylerin bir konuya ilişkin mevcut inançlarını, fikirlerini ve varsayımlarını görünür hâle getiren bir süreçle kolaylaştırılır. Böylece bu düşünceler incelenebilir, sınanabilir ve daha gelişmiş yeni fikirlerle bütünleştirilebilir.
Yeni bilgi boş bir alana yerleşmez. İnsanlar yeni deneyimleri, daha önce öğrendikleri ve doğru kabul ettikleri bilgiler aracılığıyla anlamlandırır. Öğrenme, gerektiğinde bu kabullerin yeniden ele alınmasını da içerir.
3. Öğrenme, karşıt uyum biçimleri arasındaki gerilimlerin çözülmesini gerektirir
Çatışmalar, farklılıklar ve anlaşmazlıklar öğrenme sürecini harekete geçiren unsurlar olabilir. Öğrenen kişi; düşünme ile hissetme, gözlemleme ile eyleme geçme gibi farklı yönelimler arasında hareket eder.
Bu gerilimlerden birini ortadan kaldırmak yerine, farklı düşünme ve eyleme biçimleri arasında esnek biçimde geçiş yapabilmek öğrenmenin önemli bir parçasıdır.
4. Öğrenme, dünyaya uyum sağlamaya ilişkin bütüncül bir süreçtir
Öğrenme yalnızca bilişsel bir faaliyet değildir. Kişinin düşünme, hissetme, algılama ve davranma biçimlerinin birlikte işlemesini gerektirir.
Problem çözme, karar verme ve yaratıcılık gibi süreçler de kişinin çevresiyle kurduğu ilişki ve bu ilişki içinde geliştirdiği uyum kapasitesiyle bağlantılıdır.
5. Öğrenme, kişi ile çevre arasındaki etkileşimden doğar
Piaget’nin yaklaşımında öğrenme; yeni deneyimlerin mevcut kavramlarla ilişkilendirilmesi ve mevcut kavramların yeni deneyimlerle yeniden düzenlenmesi yoluyla gerçekleşir.
Lewin’in davranışı kişi ile çevrenin bir fonksiyonu olarak ele alan yaklaşımını izleyen deneyimsel öğrenme kuramı da öğrenmenin hem öğrenenin özelliklerinden hem de içinde bulunduğu öğrenme alanından etkilendiğini kabul eder.
6. Öğrenme, bilgi yaratma sürecidir
Deneyimsel öğrenme kuramında bilgi; sosyo-tarihsel bir bağlamda birlikte inşa edilen toplumsal bilgi ile öğrenenin kendi öznel deneyiminden doğan kişisel bilgi arasındaki etkileşim içinde ele alınır.
Bu anlayış, önceden var olan ve değişmeyen bilgilerin öğrenciye aktarıldığı geleneksel “aktarma” modelinin karşısında durur. Öğrenen kişi, kendisine sunulan bilgiyi yalnızca almaz; onu kendi deneyimleri içinde yeniden anlamlandırır, sınar ve üretir.
Bu yönüyle deneyimsel öğrenme kuramı, sosyal bilginin öğrenenin bireysel bilgisi içinde yaratıldığı ve yeniden yaratıldığı yapılandırmacı bir öğrenme yaklaşımı önerir. Bu altı önerme, Kolb ve Kolb’un deneyimsel öğrenme alanındaki çalışmalarında ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır (Kolb ve Kolb, 2017).
Deneyimsel öğrenme eğitimde nasıl kullanılır?
Eğitimde deneyimsel öğrenme, katılımcıların yalnızca bilgi dinlediği değil; deneyimlediği, gözlemlediği, düşündüğü, anlam ürettiği ve yeni davranışları sınamaya hazırlandığı öğrenme süreçleri tasarlamayı gerektirir.
Simülasyonlar, öğrenme oyunları, vakalar ve gerçek iş durumları bu süreçte kullanılabilecek araçlardır. Ancak araçlardan daha önemli olan, yaşanan deneyimin nasıl çözümlendiği ve öğrenilenlerin gerçek yaşamla nasıl ilişkilendirildiğidir.
Deneyimsel bir eğitim süreci, eğitim salonunda tamamlanmak zorunda değildir. Eğitim sırasında üretilen içgörüler; mikro görevler, iş üstü uygulamalar, öğrenme sohbetleri ve yeni denemeler aracılığıyla gündelik iş yaşamına taşınabilir.
Böylece öğrenme, bir eğitim anında edinilen bilginin ötesine geçerek davranışların tekrar tekrar sınandığı ve geliştirildiği devamlı bir sürece dönüşür.
Deneyimsel öğrenme araştırmada nasıl karşılık bulur?
Deneyimler yalnızca öğrenmenin değil, aynı zamanda bilginin de önemli bir kaynağıdır.
İnsanların ve kurumların yaşadığı deneyimlere yakından bakmak; ilk anda görünür olmayan örüntüleri, ihtiyaçları, anlamları ve ilişkileri fark etmemizi sağlar. Görüşmeler, gözlemler, odak grup çalışmaları ve diğer deneyimsel uygulamalar aracılığıyla katılımcıların yaşadıkları deneyimleri nasıl anlamlandırdıkları incelenebilir.
Bu süreçte araştırma, insanlar hakkında dışarıdan bilgi üretmenin ötesine geçer. Katılımcıların kendi deneyimlerini düşünmelerine, farklı deneyimler arasındaki ilişkileri görmelerine ve yeni içgörüler üretmelerine de alan açabilir.
Dolayısıyla deneyimsel öğrenme yaklaşımı araştırmada, yaşanan deneyimi güçlü ve anlamlı bir bilgi kaynağı olarak ele almamızı sağlar.
Deneyimsel öğrenme teknolojide nasıl karşılık bulur?
Teknoloji, deneyimin yerini almak için değil; deneyimden doğan öğrenmeyi sürdürmek, izlemek ve görünür hâle getirmek için kullanılabilir.
Etkileşimli içerikler, dijital vakalar, mikro görevler ve öğrenme platformları; öğrenenin farklı seçenekleri denemesine, aldığı kararların sonuçlarını görmesine ve kendi öğrenme sürecine yeniden bakmasına imkân verebilir.
Teknoloji aynı zamanda eğitim sırasında ortaya çıkan içgörülerin eğitim sonrasında kaybolmamasını destekler.
Öğrenme sürecindeki deneyimler, yansımalar, yeni uygulamalar ve geri bildirimler zaman içinde takip edilebilir.
Böylece teknoloji yalnızca içerik sunan bir araç olmaktan çıkar; deneyim ile yansıtma, yansıtma ile yeni eylem arasındaki bağı destekleyen bir öğrenme altyapısına dönüşür.
Deneyimden öğrenme kapasitemizi nasıl geliştirebiliriz?
Deneyimsel öğrenme yalnızca belirli bir eğitim yöntemi değil, deneyimlerimizle kurduğumuz ilişkinin niteliğidir.
Bu kapasiteyi geliştirmek için kendimize şu soruları sorabiliriz:
Yaşadığımız deneyimlere yeniden bakmak için alan açıyor muyuz?
Olanları, olmasını beklediklerimizden ayırabiliyor muyuz?
Kendi davranışlarımızın ve varsayımlarımızın deneyimdeki etkisini görebiliyor muyuz?
Farklı bakış açılarını dinliyor muyuz?
Deneyimlerimizden ulaştığımız sonuçları kavramlarla ilişkilendiriyor muyuz?
Ürettiğimiz yeni içgörüleri davranışa dönüştürüyor muyuz?
Yeni davranışlarımızın sonuçlarını yeniden gözlemliyor muyuz?
Deneyim, öğrenmenin başlangıç noktasıdır. Onu öğrenmeye dönüştüren ise deneyim ile düşünme, düşünme ile eylem arasında kurduğumuz canlı bağdır.
Kaynakça
Dewey, J. (1938). Experience and Education. New York: Macmillan.
Kolb, D. A. (1984). Experiential Learning: Experience as the Source of Learning and Development. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.
Kolb, A. Y. & Kolb, D. A. (2017). “Experiential Learning Theory as a Guide for Experiential Educators in Higher Education.” Experiential Learning & Teaching in Higher Education, 1(1), Article 7.
Kolb, A. Y. & Kolb, D. A. (2018). Eight Important Things to Know About the Experiential Learning Cycle. Experience Based Learning Systems.



Yorumlar